Hayatınızda keşkeler varsa, geçmişe dönük alınmamış dersler ve anlayışlar var demektir. Keşke dediğiniz her bir durumun içinde sizi dualiteye (kutbi gerçekliğe) bağlayan dinamikler mevcuttur. Bu dinamikleri anlamak, sizi keşke dediğiniz durumlara kilitleyen nedenleri derinlemesine fark etmek demektir ki, bu da yaşamınızın an be an yeniden yaratılan gerçekliği üzerindeki hâkim etkileri bilmeye başlamak demektir.
Farkındalığınızın dışsal olandan içsele yönelmesi durumunda, buzdağının yüzeyde görünen kısmının altında yatan asıl etkilerin varoluş dediğiniz tezahürü oluşturan arketiplerini, bilincin mevcudiyet âlemindeki şekillenişini anlamaya ve sizin bu resim içindeki rolünüzü görmeye başlarsınız.
Keşke ipinin ucunu çekerseniz, kökenindeki temel duygunun var oluş travması olduğu gerçeği ile yüzleşirsiniz.
İsterseniz konuyu, keşkelerin içindeki boyutları perdeleyen etkileri görünür kılmaya odaklayarak devam edelim.
Zamanı doğrusal algılayarak geçmişte yaşamak
Bilincin sınırlandığı bir gerçeklikte zaman algısı da geçmiş ve gelecek arasında sınırlanmıştır. İnsanı şu ana taşıyan ve şimdi kim olduğunu belirleyen bir geçmişi ve hikâyeleri vardır. Hiçbir kimlik hikâyeleri ve geçmişi olmaksızın var olamaz. Haliyle, “kimlik”, geçmiş ve gelecek arasında devinen ve varlığını sürekli mevcut kılma çabasında olan bir “sahte benliktir”. Sahtedir, çünkü varlığınızın asıl hakikati zaman ve mekânın tanımlayabileceğinin ötesindedir. İnsan için gerçekliğin bu daha geniş alanına kendini açması sahte benlikleri için risk ve tehdit barındırır. Bu benlikler varoluşlarının temel nedenleri olan korku türevi duygu ve inanç kalıplarını sürekli canlı tutmaya çalışarak, varlıklarına zemin oluşturur ve var olduklarını duyumsamak üzere bu duyguları tetikleyecek durumlar yaratırlar. Ve olmakta olanı bu bakış açısından yorumlayarak algıyı zaman ve mekân arasında sabit kılarlar.
Keşkeler yanlış yaptığınız sanısını, yanlışlar ise suçluluk duygularını beslerler. Oysa geçmiş, yaşandığı anda yaşanmış ve bitmiştir. Fakat sahte benlikler geçmişi şimdiki an içinde sürekli canlı tutarak anın barındırdığı daha yüksek ve bilinci genişleten potansiyellerini gölgeleyen bir tesir yaratırlar. Bu döngü birbirini sürekli var eden ve besleyen bir dinamiktir. O veçhenizin gözüyle öyle algılar ve algıladığınız gerçekliği yaşamınızın sahnesinde tezahür ettirirsiniz. Tezahür eden şey de sizin algınızın haklılığını onaylar şekilde geliştiği içindir ki, dönme dolaptan inmek zordur.
Zaman ve mekân düzleminde çatlak yaratmak
Sıcak bir yaz akşamında su birikintilerinin veya göletlerin kenarında hep birlikte vraklayan kurbağaların senfonilerini duymayanınız yoktur. Hep birlikte, değişken seyreden fakat eşzamanlı bir uyumla alçalıp yükselen toplu sesler onları farklı boyutsal gerçekliklere taşır.
Yine sıcak bir yaz günü, ağaçlara tünemiş cırcır böceklerinin durmaksızın ötüşlerinden bıkanlarınız çoktur. Ağaca bir taş atsanız dahi bir süre sonra yeniden cırlamaya başlarlar. Bu ses tonları da kurbağalarda olduğu gibi aynı etkiyi yaratır. Hayvanlar doğaları gereği, bedensel olarak buradaymış gibi görünürken aslında algısal ve duyumsal olarak çok farklı boyutlara girip çıkabilme esnekliğine sahiptirler.
Eğer kedilerin davranışlarını gözlemlediyseniz, zen budizminde ve özellikle zazen uygulamasında neden kedilere bu kadar atıfta bulunulduğunu anlarsınız. Kediler kendi doğallıkları içinde meditatif varoluş hallerine rahatlıkla geçerken, bu boyutta olmakta olanlara karşı da son derece uyanık bir halde kalırlar.
Hayvanlar âlemindeki örneklerimizden insanlara geçelim.
Tibetli Budist rahiplerin ve sufi mistiklerin zikirleri ve bazı enstrümanları algıyı açıcı benzer etkileri ortaya çıkartırlar. Bunların tesirleri ancak deneyim yoluyla bilinebileceği için, kendi gelişiminizde deneyimsel bir araç olarak kullanabilirsiniz.
Fakat bizim önerimiz her daim en sade ve en doğal, en çabasız bir araç olan bilinçli nefesi kullanmanız yönündedir.
Hata ve yanlışlara inanmak
Keşkelerin ortaya çıkardığı suçluluk duygusunu besleyen temel kalıp, yaşamda hataların olduğuna inanmaktır. Hata yapmamak için size öğretilenlerin yarattığı şartlanmaların etkisiyle “doğru” olanı yapmaya çalışırsınız. Her doğru içinde yanlışı da barındırdığı için, ne yaparsanız yapın tam anlamıyla doğru olmayacaktır. Çünkü “doğrunun” çıkış noktası “yanlıştır”. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru var eder ve bu sonsuz döngü ona eşlik eden tamamlanmamışlıkla bir arada devinir.
Bakış açınızı doğru-yanlış perspektifinden çıkarıp, yaşadıklarınıza sadece birer deneyim gözüyle bakmanız sizi bütüncül farkındalık noktasına hizalar. Bütüncül bakış Tanrısal bakıştır. O yargılamaz. O izin verir. Böylelikle, deneyimleriniz vasıtasıyla bilgi ve anlayışlara uyanarak bir sonraki seçiminizde kim olduğunuzun daha geniş bir versiyonundan seçimler yapabilirsiniz. Çıkış noktasını bütüncül farkındalık konumundan alan seçimler sizi acı-haz döngüsünün dışına taşır ve yaşam sizin için doğru-yanlışın ötesinde, herhangi bir kimliğe bürünmenizi gerektirmeyecek şekilde akmaya başlar.
İçimde “keşke” diye haykıran ve “neden şöyle ya da böyle yapmadım” diyen bir veçhem açığa çıktığı zaman kendime çoğunlukla şöyle derim; O an yapabileceğimin en iyisi buydu. En yüksek potansiyel buydu. Hata dediğim bu seçimleri yapmasaydım, o yolu seçen parçamın farkındalığına ulaşamayacaktım. Daha iyisini yapabilme potansiyelim olsaydı zaten yapmış olurdum. Fakat şimdiki bilincimle, yaptığım şeyi neden yaptığımın farkındayım. O anki beni var eden nedenleri görebiliyorum ve içime alıyorum.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir
Her şerde bir hayır vardır denir. Çünkü “hata” dediğiniz seçimleriniz sonrasında ortaya çıkan durumlar önceleri canınızı acıtan sonuçlar doğursa da, bu “hatalarınıza” yönelik bir farkındalığa ulaştığınız anda o sonuçlar çözülerek size farklı şekilde hizmet eden ve sizi daha üst bir anlayışa sevk eden araçlar haline dönüşebilir. Enerji her ne formda ve titreşimde olursa olsun, sizi size yansıtmak ve size hizmet etmek amacıyla vardır.
Yaralı benliklerinizin seçimleriyle ortaya çıkan sonuçlar da birer enerjidir. O yaralı parçayı bütünlüğünüze kattıktan sonra, onun temsil etmiş olduğu tüm bilinç katmanları ve uzantısı olan her bir deneyim Birliğinizin potasında eriyerek, Yeni Enerjiye dönüşür.
Örneğin; Uzun yıllar öncesinde, kalben rızam olmadığı halde bana duygusal baskıyla dayatılan bir durum sonucunda ortak bir işe girmiştim. Yurt dışında yaşadığım için iş ile ilgilenmediğim gibi, yapılan iş asla benim kendi seçimimle yapmayı arzulayacağım bir iş değildi. Bu iş hakkında ne bir bilgiye ne de ilgiye sahip değildim. Yüklü miktarda para yatırmıştım.
Hayır diyememiş olmam beni rahatsız ediyordu.
Bu esnada, yurt dışında kendi yaptığım iş bana iyi para kazandırdığı gibi, kariyer açısından da önüm açıktı. Gün geldi ve tüm bu görünürde olumlu tabloya rağmen içim “hayır” dedi. Artık ne kazandığım para ne de kariyerim beni ilgilendirmiyordu ve bir seçim yaparak bıraktım.
Türkiye’ye döndükten sonra 1999 yılında uyanış sürecim başladı. Yaşamımda birçok şeyin altüst olmaya başlaması ile birlikte, zaten uzun zamandır ilgim olan ruhsal bilgiler ve uygulamalara yönelik çalışmalar için artık zamanım vardı. Durmaksızın okuyor, uyguluyor ve varlığımı anlayıp anlamlandırmaya çalışıyordum. Bu süreç 7 yıl kadar sürdü ve bu zaman zarfında para kazanmak adına hiçbir iş yapmadım. Yapma ihtiyacım olmadı. Çünkü
Örneğimin başında anlattığım ve duygusal baskı sonucu hayır diyemeyerek para yatırdığım işin maddi getirisi, bu içe dönüş ve uyanış sürecimde bana destek oldu. Yapmış olduğum içsel yolculuğun oluşabilmesi için gereken zaman ve zemini benim için destekledi. Keşke yapmasaydım dediğim bir şey ve kayıp olarak gördüğüm para bana hizmet etmek üzere farklı bir şekilde yaşamımdaydı.
Tanrısal benliğim olarak yolumu zaten çizmiştim ve insan parçam bu seçimin anlayışını bedenlemek üzere bir şeyleri pek de doğrusal olmayan şekilde deneyimlemekteydi.
Çok önemli iki şey anlamıştım.
Hayır demeyi becerebilmeli ve ödün vermemeliydim. Fakat hayır diyemediğim ve ödün verdiğim durumların sonuçları hiç de göründüğü gibi olmayabiliyor ve çok boyutlu bir şekilde önüme farklı şekilde gelebiliyordu.
Kısacası, hata yoktur. Seçimler ve sonuçları olan deneyimler vardır. Asıl olan, seçtiğiniz şeyi neden seçmiş olduğunuzun farkına varabilmek ve sizi bu seçime yönelten nedenleri tüm boyutları ile bütünlüğünüze katmaktır. Deneyimleriniz yeni seçimleri doğurur ve tüm sonuçlar siyah-beyaza indirgenemeyecek kadar çok boyutlu şekillerde size hizmet ederler.
Her şeyin uygunluğunu görememek
Her şey uygundur. Bu uygunluğa “keşke” dediğiniz haller ve keşkelerinize neden olan seçimleriniz dâhildir. Uygunluk hiçbir şeyi dışarıda bırakmamak üzere her şeyi kapsar. Fakat sınırlı insan bilinci bu uygunluğun anlayışına uyanamadığı için, bazı deneyimlerin önüne set çeker. Onları ayırıp, bölüp, tasnif edip tanımlanabilir hale getirdikten sonra bazılarına “kötü” veya “güvensiz” vb. etiketlerini yapıştırarak dışta tutar. Dışta tutma çabası o “kötülerin” yaşamından çıktığı anlamına gelmediği gibi, insanın yaşamı bu kurallar sayesinde güllük gülistanlık olmaz. İnsan kendi şeytanlarını öteledikçe, onlar ötelendikleri ölçüde güçlenerek yaşamda tezahür eder ve bumerang gibi geri dönerler. Her şey çıktığı kaynağa geri döner.
Ve bu da uygundur. Uygunluğu yadsımak da uygundur. Bizler bu yadsıma sonucunda kendi meleklerimizi ve şeytanlarımızı var kılmış varlıklarız. Bu yadsıma neye muktedir olduğumuzun farkındalığını açığa çıkaracaksa ne mutlu bizlere. Çünkü bu muktedir olma hali, bize Tanrı’nın kendinden üflediği en temel ve kıymetli niteliğidir.
İyinin ve kötünün dansı bizlere kim olduğumuzun ve hangi potansiyelleri vücuda getirmiş olduğumuzun farkındalığını sunar.
Kendini bir kimlikle tanımlamak
Kimlik, olduğunuzu sandığınız bir oluşumdur. Tüm bu sanılar ise yaşamış olduğunuz deneyimlere verdiğiniz karşılıklar ile şekillenmişlerdir. Her yeni sanı ile yeni bir kimlik yanılsaması oluşturursunuz. Her kimlik kendi sanılarına uygun deneyimleri yaratırken, diğer sanılarla oluşmuş benlikleriniz de bundan nasiplenirler.
Hayal edin. Siz merkezdesiniz ve tüm duygu ve düşüncelerinizle bir oluşumu çoklu bir şekilde beslemektesiniz. Var olan bu benlikler ise varlıklarını mevcut kılmak ve beslenmek üzere size muhtaçlar. Sisteminizin tüm kontrolü onların elinde ve sizi sanılara sürükleyerek daha fazla sanı yaratmak, uygun tepkiler vermenizi sağlamak onların varlıklarının güvencesi.
Şimdi hayalinizi biraz daha dışarıya genişletin. Dışarıya baktığınızda insanların hemen hepsinin benzer durumda olduğunu görüyorsunuz. Fiziksel gözlerinize bir kişi imiş gibi görünen insanların, bilinç alanlarında devinen bu enerjisel oluşumları algılıyorsunuz. Benzer sanıların yarattığı çoklu benlikler gözlerle görünenden daha fazla. Aralarında iyi olanlar da var. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi iyi-kötü arasındaki tüm potansiyeller tezahür alanında.
Fakat öz yok. Kimi insanlar bu özün arayışında. O’na Tanrı diyorlar ve O’nu da dışarıda bir yerlerde aramaktalar. Arayan kim? Arayan da bir başka benlik. Ve o da bir sanı ile oluşmuş halde. Aradığı şeyden yoksun olduğu sanısı arayışı mümkün kılmakta.
Dışarıda olmakta olanı görebilmenizin yolu, kendi içinizdeki devinimin nedenlerinin farkında olmanıza bağlıdır. Bu anlamda, başlanacak yer her zaman için kendinizdir. Bir varlık kendinin farkında olabildiği ölçüde dıştakinin farkında olabilir. Siz ne iyilik ne de kötülüksünüz. Siz tüm bu halleri deneyimleyensiniz. Haller sizin bilincinizde olmakta olanın birer uzantısıdır. Sizin yaratımlarınızın çocuklarıdır.
Her varlık potansiyel olarak ihtiyaç duyduğu sevgi ve tamlığı kendisine gösterebilecek donanıma sahiptir. Özgürleşme seçiminize yönelik yaşadığınız süreç ise, atıl durumdaki bu donanımı açığa çıkartmak ve içinizdeki eril-dişil dengesizliğini dengeye getirmekle ilgilidir.
Her veçheniz kendisine bağlı bir duygu paketi ile sarmalanmıştır. Bu duygular çözülmemiş enerjilerden oluşur. Yaşamış olduğunuz deneyimlerin sonuçları, kendinizi korumaya yönelik ortaya çıkan sanılarla birlikte düğümlenmiş ve kendinizle birlikte taşıdığınız yükler haline gelmiştir. Bu sanılar bulutu yaşamı ve kim olduğunuzu yorumlarken kullandığınız algının önündeki filtrelerdir. Yaşam siz onu nasıl görüyorsanız öyledir.
Suçluluk duygusu
Keşkeler yanlış yaptığınız sanısını, yanlışlar ise suçluluk duygularını beslerler demiştik. Sizi kilitleyen en güçlü iki etki şüphe ve suçluluk duygusudur.
Suçluluk duygusu temelini “doğru-yanlış” yargısından alır.
Geçmişe veya geleceğe yöneliktir.
Yapmış olduğun bir şeyi “yanlış” kalıbına oturtarak geçmişteki bir davranışını yargılarsın.
Geleceğe yönelik ise; Yapman gerektiğini düşündüğün “doğru” şeyi yapmadığın, yapabilecek koşulları yaratmadığın için kendini suçlarsın.
Her iki durumda da duygu aynıdır. Suçluluk duygusu insanı içten içe kemirir. Kilitler. Uyman gereken bir davranış, düşünüş, oluş kalıbına uymadığın için bu ortaya çıkar.
Suçluluk duygusu bir enerji virüsüdür. Bir adım sonrası ise, kendini cezalandırmaktır. Kefaret ödemen gerektiğini düşünerek enerjiyi dengeye getirmeye çalışırsın. Ve kendi yarattığın karmik bir döngüye girersin.
Oysa, Tanrısal bakış her şeyi sadece deneyim olarak görür. Doğru ve yanlış penceresinden bakmaz.
Sahip olduğun (olduğunu sandığın) özgür irade gerçek temelini buradan alır.
Suçluluk virüsü, yargının ötesinde bir algıya uyanma potansiyelini barındırır. Olanı olduğu haliyle kabul etme potansiyelini mevcut kılar, bilmeni sağlar. Kendini olduğun halinle sevebilme gücüne yaklaştırır seni. Doğrusu, battıkça yaklaşmaktasındır kendine.
Suçluluk duygusunu da yargılamayın. Zira her şey insana iki yönlü hizmet eder. İstisnasız her şey!
Ve bir varlığı kendine yaklaştıracak en kısa yol tüm bunların farkındalığından geçer.
Bahsetmiş olduğumuz dinamikler sizin bu boyutta gerçeğin ne olduğuna dair algınızı şekillendirerek, o gerçekliği farklı şekillerde sürekli kılar. Bahsedilen süreklilik, farkındalığın ışığı olmadığı sürece kendi kendini var eder bir otomatizmadır. Tüm bu sabitleşmiş inanç kalıpları gerçekliğe şekil verir, kim olduğunuza dair kalıpları destekler ve sizi bu döngüde kapana kısılı tutar. Özgürleşmek ancak kendini bilmekle mümkündür. Kendini bilmek demek ruh, zihin, duygu ve fizik beden düzeylerindeki tesirleri anlamak, hissetmeye izin vermek ve atıl kalmış olan Tanrısal farkındalık noktanızdan kendinizi yeniden bütünlemek demektir.
Keşkesiz bir yaşam kendine koşulsuz ve tam bir güvene sahip olmakla mümkündür. Ancak bu güven ve biliş hali ile kendinizi bütüncül farkındalık noktasında kökleyebilirsiniz. Özgürleşme seçimini yapan bir varlığın yaşamı tüm düzeylerde bir çözülme sürecine girer. Sahte benlikleri besleyen mekanizma dağılmaya başlarken, varlığın doğmakta olduğu yeni benliğinin içselleştirilmek üzere açığa çıkan yeni melekeleri vardır. İlahi Melekeleriniz konusunu şimdilik bir başka yazıya saklıyorum.
Her keşkeye, farkındalığınızın ışığı ile aydınlatacağınız ve şifaya ihtiyaç duyan parçalarınızı size görünür kılan bir lütuf olarak bakın.
Halil Gül
kendinedogru.com






