Farkındalık ve özgürleşmek için bakacağınız tek yer günlük yaşamınız olsun
İnsanlar kendilerine doğru, özgürleşmek ve deneyimlemek için çıktıkları yolculuğun anlamını, kendileri dışında her şeyde aramaktalar. Tüm yanıtların ve tüm bilgeliğin kendi içlerinde olduğunun farkında olmadan yaşamaktalar. Onun bir kitapta, bir enerji çalışmasında ya da kendinden daha üstat olduğunu düşündüğü birinde olduğu yanılgısıyla yaşamlarına devam etmekteler.
Oysaki tüm bilgelik kendi içindedir, özgürleşmek adına bakılacak tek kişi, insanın kendisi ve bakacağı tek yer günlük yaşamıdır. Bunu anlamak için Tibet’e gitmeye, dünyanın öbür ucuna gitmeye gerek yoktur ( Gidin ama gezmek ve keyif almak için, tutunmak ya da cevapları orada bulmak için değil ).
Kendini ruhsal diye tanımlayan insanlarla yaşadığım deneyimler
Bilinçli uyanışımın başladığı zamandan itibaren, internet ortamında, ruhsal konularla ilgilenen ve kim olduğuna yaklaşma seçimi yaptığını söyleyen pek çok insanla tanıştım. Çok azıyla fiziksel olarak da karşılaştım. İnsanın kendisiyle aynı yolu yürüdüğünü düşündüğü insanlarla, internet ortamında bile olsa tanışmak, uyanış sürecinde hepinizin iyi bildiği gibi, yalnız olmadığım duygusunu yaşamak adına güzel gelmişti başlarda. Fakat kısa bir süre sonra, yüz yüze birkaç kez görüşmeden sonra, içime oturmayan şeyler oldu ve benim özgürleşmekten anladığım şeylerin, bu insanların yaşamlarıyla ve kendileriyle örtüşmediğini anlamaya başladım ve sürecime bir iki kişi dışında kimseyi dahil etmedim. Zaten nadir olan internet ortamında devam eden ilişkilerimi de bir süre önce bitirdim. Bütün bunları ruhsal bilgi ve yolların, insanın özgürleşmesi yolunda nasıl bir engel oluşturabileceğini anlatmak için sizlerle paylaşıyorum.
Ruhsal bilgilere fazlasıyla boğulmuş insanlarda öncelikle, ben diğerlerinden farklıyım, ben daha üstadım egosu başlar. Öğrendiği bilgilerle ve enerji çalışmalarıyla ya da tekniklerle, en iyisini bildiğini, içindeki Tanrı’ya yaklaştığını ve yaşamındaki olumsuzluklardan kurtulduğunu düşünür ve inanır. Bazıları kendine müritler yaratmaya çalışır, kendine veremediği sevgi ve onaylanma ihtiyacını çevresinde oluşturduğu insanlarla kapatmaya çalışır. Sonrasında ise, özünde insani boyutta özgürleşme seçimi yaptığı için,( hoş yapmasa bile değişen bilinçten dünyadaki herkes etkilenmektedir) bütünleşmek adına yaşamına gelen ve zor diye düşünülen deneyimler yaşamaya başlar. Eğer yaşamının yaratıcısı olduğu gerçeğini özde değil sözde yaşıyorsa, başkalarını suçlamaya, başkalarına laf geçirmeye, yani özünde, en büyük benim diyerek kendinden kaçmaya başlar. Ve ‘evrendeki her şey mükemmel uygunluktadır’ ve ‘akışa bırak, şimdiyi yaşa’ gibi doğru ruhsal bilgileri, kendisiyle yüzleşmemek, sorumluluk almamak için kullanmaya başlar. Nasıl mı?
Günlük yaşamının sorumluluğunu almak gerçekte nedir?
Yaşamımın yaratıcısıyım, her şeyiyle sorumluğunu alıyorum demenin gerçek anlamı, gerçekten sorumluluk almaktır ve dünyaya gelmenin yan etkisi olarak meydana gelmiş ( hatta daha öncelere de dayanan) dengeden çıkmış tüm parçalarının yaşamdan kendinden kendine yansıdığını kabul etmek demektir. Gerçek özgürleşme, bilinci genişledikçe (farkındalığı genişledikçe), günlük yaşamındaki kendisine o farkındalıkla bakabilmek ve zamanı geldiğinde, bilincine hizmet etmeyen ilişkileri, işi ve bırakılması gerektiğini hissettiği her ne varsa bırakabilmektir. Korkuyorsa, korkularının da farkında olarak ve onları da içine alarak yoluna devam etme cesareti gösterebilmektir.
Gerçek özgürleşme ya da ruhsallık, günlük yaşamdan ayrı bir yerde değildir, bir hobi ya da üzerinde konuşup, felsefe yapılacak bir durum değildir. İnsan özgürleşmişse, yaşamında bunu yaşıyor olmalıdır, konuşuyor değil. Herkesin konuştuğu bir dönem olur, benim de olmuştu ama en azından ben hala üzerinde konuşuyorum, şu şu korkularımdan dolayı yaşayamıyorum farkındalığı olmalıdır. Bunu fark etmek bile doğru yolda olunduğunun bir göstergesidir.
Gerçek özgürleşme sadece ve sadece kendinden beslenme durumudur. O konumda, ödün vermeye (çaldırmaya) ve başkalarından çalmaya ihtiyaç yoktur. Sizin üstünüzde, size doğru yolu gösterecek kimse yoktur, oraya gücünü teslim etme ve o kanallardan beslenme ihtiyacı yoktur. Mutlak varlık olmaya niyet etmiş bir kişinin yolu budur.
Ruhsal bilginin kendinden kaçma aracı olarak kullanılması
Evet evrende olan her şey uygundur ve yaşadığımız her deneyim sonuna kadar uygundur. Yukarıda anlattığım her şey de uygundur ama bu uygunluğa nereden baktığınız, yolunuzu ya aydınlatır ya da kendinizden ve sorumluluktan kaçmanıza neden olur. Deneyimler kendimizin ışıklı parçalarını yansıttığı kadar, karanlık parçalarımızı da yansıtır. Asıl iş, o taraflarımızı fark etmek ve içimize alabilmektir. Gerçek farkındalık, örneğin biri size hakaret ediyorsa, bunu kendinize ve başkalarına olan tutumunuzun bir yansıması olarak görebilmektir. Ama çoğu insan bu ve benzeri deneyimlerle yansıyan kendisini görmezden gelip, ruhsal bilgilere sığınarak, karşısındaki insanın sorunu olduğunu düşünüp ve üstelik de eleştirip, kendine bakma cesaretini gösteremez. Ve belki o insanla yolunu ayırır ama kendine bakmadığı sürece, ona kendisini yansıtacak bir başkası yaşamına girer. İnsan kendisinden asla kaçamaz:))
Ruhsal kimliğe bürünmüş insanlarda, dengeden çıkmış bir parçasını, bir diğerinde gördüğü ve çarpışmaların yaşandığı durumlarda, kendiyle yüzleşmemek adına aktif ve pasif saldırganlık fazlasıyla yaşanır. Bende ne görüyorsan seninle ilgilidir diyerek herkes birbirini suçlar ve birbirinden enerji çalar. Kimse ayranım ekşi demez
) Hep söylediğim gibi, içinizden bir duygu (öfke, alınganlık, suçluluk, korku, güvensizlik v.s.) çıkıyorsa bu deneyim sizinle ilgilidir. İnsanlar, yaşanan olayın bir diğeriyle ilgili olduğunu düşünüp, ruhsal bilgilerden de haklı gerekçeler bulup hiç kendine bakmaz. Hatta bir diğerinden çaldığını fark etse bile, evrende her şey uygundur bilgisine dayandırıverir ve sorumluluktan kaçar. Gördüğüm bir başka yanılgı da; ödün vermeyeceğim deyip, insanlarla ilişkilerinin ödün vermenin diğer kutbu olan enerji çalmaya dönüşüyor olması. Kendileriyle olan dengeli olmayan ilişkisini başkalarını zorlayarak, manipüle ederek, saldırarak yaşamaları ve bunun adına ödün vermemek demeleri.
Deneyim, kendimizi görmemiz ve dengeden çıkmış taraflarımızın dengeye gelmesine izin vermemiz ve zamanı geldiğinde, özgürleşmenin önünde engel oluşturan ilişkilerin ve pek çok şeyin bırakılması adına yaşanır. Evet ilişkiler, işimiz ve yaşamımızdaki her şey, bizi bize yansıtır ve hizmet eder. Ama gerçek özgürleşme, karşıdan gördüğünüz şeyleri fark edip, içinize aldıktan sonra, sizi sınırlı ve küçük bir gerçeklikte tutan şeyleri bırakma cesaretini gerektirir. Çeşitli gerekçelerle, beklentiler nedeniyle, korkularınız nedeniyle, ödün verdiğiniz bir ilişkiye devam ettiğiniz, size hiç uymayan ve sürekli ödün verdiğiniz bir işe gittiğiniz sürece özgürleştim diyemezsiniz. Hala özgürleşmeyi, enerji çalışmalarında ya da ruhsal arkadaşlarınızla ilişkilerinizde arıyorsanız kendinizi ve korkularınızı fark edin ve bırakın.
Ben şunu bıraktım deyip, benzeri bir şeylere yapıştığınızı görüyorsanız, bırakın gitsin. Korkuya rağmen bırakın gitsin. Kendi gücünüzü kuşanın, yaratıcılığınıza ve sezgilerinize sahip çıkın. İnanın uçurumdan düşmezsiniz, düştüğünüzü sandığınızda bile aslında düşmüyor, kendinize doğru yol alıyorsunuzdur. Sadece ve sadece kendinize güvenin. Emin olun, size hizmet etmek için doğru insanlar ve çözümler orada olacaktır.
Akışa bırakıyorum bilgisini, kendinizden kaçmak için kullanmayın. Akışta her şey uygundur diyerek, diğerlerinden maddi, manevi çalan ve kendisine ruhsal diyen çok insan tanıdım. Akıştayım ve her şey uygundur diyerek, yaşamında seçimler yapamayan insan sayısı o kadar fazla ki. Bırakamadığı şeyler ve yapamadığı seçimler için tek gerekçeleri akıştayım ve her şey uygundur olan insan o kadar çok ki. Bırakamadığı iş ve ilişki için bana hizmet ediyor yalanını o kadar çok insan kendine söylüyor ki, şaşırıyorum doğrusu. Bırakış enerjisel bırakıştır bilgisi doğrudur ama çoğu zaman fiziksel bırakışı da gerektirir. Bunu gördüğü halde bu bilgiyi, kendi korkularını görmezden gelmek ve seçim yapmamak için kullanan o kadar çok kişi var ki.
Sesi soluğu çıkmıyor gibi görünen ama enerjisel (pasif saldırganlıkla ve başkalarına haddini sessizce bildiren) olarak başkalarından çalan ve kendine ruhsal diyen insanlar da tanıdım. Ve üstelik bunu diğeriyle muhatap olmama ve bırakış olarak görme yanılgısıyla yapanları da tanıdım. Bilgiyi manipüle etmeyin, unutmayın manipüle ettiğiniz kendinizsiniz.
Ruhsalım diyen insanlar arasındaki rekabet ve ben daha iyisini bilirim, sen benden ileride olamazsın kıskançlığıyla, farkındasızca yapılan saldırılar da gördüm. Saldırdığı şeyin, kendi yargıladığı parçası olduğunun farkındasızlığını da gördüm. Kendi yapamadığı şeyleri, atamadığı adımları bir başkası yapabiliyor diye saldıran ve kendini en alasından ruhsal, spiritüel diye tanımlayan insanlar da gördüm.
Kendi yaşamındaki karmaşayı ve kaosu görmezden gelip, dünyayı ve insanlığı şifalandırmaya çalışan insanları da gördüm. Bunu bir misyon edinip bilgiyi yaymaya çalışan, enerji çalışmaları yapan, portallar açmaya çalışan ama bakması gereken tek yere, yani kendisine bakamayan çok insan da tanıdım. Bu insanların başkalarını şifalamaya çalışarak yapmaya çalıştığı fakat farkında olamadıkları şey, kendilerini şifalandırmaya çalışıyor olduklarıdır. Kendi karanlığını görmezden gelip, insanların eksik ve karanlık taraflarını gören, içinde yargılayan ama yargılamıyormuş gibi yapıp, üstat rolüne soyunup, birilerini şifalamaya çalıştıklarını da gördüm. Bilgiyi kendi yaşamına uygulamadıktan sonra, bunun adı uyanış mıdır, özgürleşme midir? Başkalarının söylediklerini yaymaya çalışırken, kendi yaşam deneyimine bu bilgiyi almamak özgürlük müdür?
Yunus ve Mevlana’nın ve daha nicelerinin yaşamına bakın. Nihai noktada tüm eğitimleri, tüm kitapları bıraktıkları bir noktaya gelip, gerçeğin kendilerinde ve günlük yaşamlarında olduğunu anlamışlar ve her şeyi bırakmışlardır. İçlerindeki şifaya ihtiyaç duyan insanı fark etmişlerdir. İşte bu noktadan sonra, bildiğimiz Yunus ve Mevlana olmuşlardır. Kendi özgünlükleri ve renkleri ortaya çıkmıştır. Ama ne zaman? Kendi karanlıklarını kucakladıkları zaman. Herkesin yaptığı gibi karanlıktan kurtulmaya çalışarak, kendini görmezden gelmeye çalışarak, bir şeylere tutunmaya çalışarak, karanlık başkalarına aittir diyerek değil. Karanlık hep başkalarına aitse, dünya neden böyle bir yer o zaman? Suçlu bizden başka herkes mi?
Şifa enerjisiyle çalışan ve bir takım teknik ve yöntemleri insanlara öğreten, kendilerine üstat diyen kişilere bakıyorum ve çoğunda koca bir yalan görüyorum. Yaşamlarına baktığımda, kendileriyle ilişkilerine bakamayan ve kendisiyle olan dengesiz ilişkisini başkaları üzerinden yaşayan insanlar görüyorum. Bunun adı, sorumluluk almamak ve farkındasız yaşamaktır. Kendi dengeden çıkmış parçalarını görmezden gelip, çok bilir havalarda öğretmenlik kimliğine soyunduklarını görüyorum.
Üstatlık yapacağınız tek yaşam kendinizinkidir
Unutmayın şifalanacak tek kişi kendinizsiniz ve öğretmenlik, üstatlık yapacağınız tek yer kendi yaşamınızdır. Kendi yaşamınızın üstadı değilseniz, kendi günlük yaşamınızda özgür değilseniz, kimseye bir şey öğretemezsiniz. Bu sahici olmaz. Kuru bilgi olarak kalır. Ve hatta gün gelir bu bilgi ve enerji çalışmaları size engel olan en büyük yük olur, bırakılması gereken en önemli şey olur.
Ruhsallık, (spiritüalizm) yeni enerji, yeni bilinç sözcüklerinin içi boşalmış durumda. Çok boyutluluğa açılan kapı, insan yanınızın farkındalığını ve kucaklanmasını gerektirir. Başkalarından çaldığının, manipüle ettiğinin, beslendiğinin kabulünü gerektirir. İğneyi kendine batırmayı gerektirir, sorumluluk almayı gerektirir. Söz ile özün bir olmasını gerektirir. Şu anda anlaşılan ve çarpıtılan ruhsallık, bunun tam tersini öğretmeye çalışanlarla dolu. Kendisinden kaçmaya, başka boyutlara sığınmaya çalışan bir ruhsallık söz konusu. Diğer boyutlar, karanlık diye dışınıza attığınız tarafınızı içinize alma cesaretini gösterebildiğinizde görünür hale gelir. Çok ironik değil mi?
Bu konuda bir deneyimim
Gerçek bırakış ve teslimiyetin ne olduğunu bundan altı yıl öncesinde birkaç yerde yazdığım oldu. Enerjisel bırakışın, fiziksel bırakışı da getireceğini, sizin bilincinize uymayan işi, ilişkileri, yaşadığınız yeri bırakmanız gerektiğini yıllar öncesinde de yazdım. Değişime ve dönüşüme izin vermenin, adım atmak ve seçmek olduğunu, cesaret gerektirdiğini söyledim. O zaman kendine ruhsal diyen, hatta kendini başka özel isimlerle tanımlayan insanlar, bana sayfalarca yazı yazarak saldırdılar ve doğru olmadığını söylediler. Ve geçmişte yaşamış bilgelerin sözlerini kendi anlamak istedikleri tarza büründürerek, yazılarına iliştirdiler. Görmek istemedikleri taraflarını işaret ettiğim için, ki işaret etmek gibi bir niyetim de yoktu ve sadece kendimi ifade ediyordum, bana sinirlendiler. Ben 20-30 senedir bu işlerdeyim, bu kız daha dünkü çocuk, benden iyimi bilecek diyenler oldu içlerinden. Ben de yazmayı ve kendimi ifade etmeyi bıraktım. Her zaman olduğu gibi kendime, sadece kendi yaşamıma bakarak sürecime devam ettim. İnsanların beni etkilemesine izin vermeden, sadece kendi iç sesime kulak vererek, işimi (emekli olmadan), ilişkilerimi, yaşadığım yeri bıraktım ve yaşamımda yeniye ve değişen benin özgünlüğüne yer açtım. Bütün bunları önce içimde bıraktım ve değişimin kendiliğinden ortaya çıkmasına izin verdim. Sonrasında atacağım adımlar görünür hale geldi ve bana o adımları cesaretle atmak kaldı.
Yaşamınızın üstadı olmaya hazır mısınız?
Şimdi herkese soruyorum; o bilgiler, yaşamda değilse ne kıymeti vardır? Felsefeden ibarettir. Ve bilgi kendinden kaçmanın yolu haline gelir. Bu dünyadan gitmiş bilgelerin sözlerine sığınmayın, o sözleri uygulayın ve nihai noktada kendi sözlerinize sahip çıkın. Kendi özgünlüğünüze sahip çıkın, kendinize güvenin. Gücünüzü kimseye ve hiçbir çalışmaya teslim etmeyin. Ediyorsanız kendinizin ve korkularınızın farkında olun ama bırakma cesaretini gösterin. İnanın bana gerçek özgürleşme, günlük yaşamınızın içindedir. Bilgide, başka boyutlarda, teknik ve yöntemlerde değildir. Bir enerji geldi, şöyle bir kanal mesajı aldım olaylarını da bırakın. Gören gözler için tüm boyutlar ve enerjiler tam buradadır. Uzaklarda, başka varlıklarda cevapları aramaya gerek yok.
Kendisiyle ilişkisine, günlük yaşamdaki karmaşasına ve sorunlarına bakamayan insan farkındayım diyemez. İstediği kadar kitap okusun, istediği kadar bilgi yaysın, istediği kadar enerji çalışması yapsın, portallar açsın hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bütün bunlar kendisiyle yüzleşmemek adına oynadığı yeni oyuncakları haline gelmiştir. Böyle bir insan bir şeyleri bıraktım deyip, başka şeylere sıkı sıkıya tutunduğunun farkındasızlığıyla yaşar ve tutunduğu şey de ruhsal bilgilerdir. Üstelik kendine göre çarpıttığı ruhsal bilgilerdir.
Kendisine ve başkalarına dürüst olamayan, çünkü özünde hala oralardan besleniyor olan insan, özgürleştim ya da farkındayım diyemez. Ruhsal platformlardan nasıl beslendiğinize bakın ve bırakma cesareti gösterin. Özgürleşmeye giden yol budur. Özgürleşme ve şifa, bu teknikle, bu yolla mümkündür diyen insanlara inanmayın. Uyanışın, özgürleşmenin tek bir yolu yoktur. Bu süreci herkes kendi özgünlüğünce yaşar. Doğru yol, günlük yaşamına ve orada beğenmediklerine bakabilmektir. Başkalarını suçlamayı bırakmaktır ve kendi iç sesine güvenebilmektir. HER ŞEYE RAĞMEN KENDİNİ SEÇEBİLMEKTİR. Tüm bilgeliğin ve çözümlerin, kendi karmaşık günlük yaşamına bakabilmekten geçtiğini anlamaktır ve sorumluluk alabilme cesaretini gösterebilmektir. Gerisi kendiliğinden gelir ve herkesin kendi özgünlüğünce yaşanır.
Yukarıda yazdığım her şeyi günlük yaşamımda deneyimliyor olduğum için, kendime teşekkür ediyor, kendimi çok seviyor ve onurlandırıyorum. Bunları yapmak insan yanımız için hiç kolay değildir, ama bana göre en kolay, sade ve basit yoldur. Bütün bunları yazabilme cesaretimden dolayı da kendime sonsuz teşekkürler ediyorum ve onurlandırıyorum.
Onurlandıracağınız, teşekkür edeceğiniz tek kişi kendinizsiniz, öğretmenlik, üstatlık, koçluk yapacağınız tek yaşam kendi yaşamınızdır. Tüm bilgelik ve çözümler bakmayı unuttuğunuz yerde, içinizde ve günlük yaşamınızdadır. Size doğru yöntemin kendi öğrettiği olduğunu söyleyen, en iyisini ve doğrusunu kendisinin bildiğini söyleyen insanlara inanmayın. Sahici olup olmadıklarını özel yaşamlarına bakarak anlayın. Yaşamlarında özgür olup olamadıklarına bakın. Kendisini göremeyen insan, başkalarını da, diğer boyutları da göremez. Kendini bilen Rabbini bilir bu demektir. Aydınlanmanın, özgürleşmenin, bütünleşmenin belli bir yolu, şekli, yöntemi yoktur. Tam tersi kuralları, yöntemleri, şekilciliği, bilgiyi bırakabilmekle ilgilidir. Kendine ve sadece kendine güvenmekle ilgilidir. Gerisi hikayedir, boştur, kuru laftır. Bilgi uygulanmadıktan sonra işe yaramadığı gibi, çarpıtılmış haliyle ayak bağı haline gelebilir.
Şimdi soruyorum; gerçekten özgürleşmeye hazır mısınız? Bunun anahtarlarının da; farkındalık, sorumluluk almak, deneyime ve kendine izin vermek, kendine teslim olabilmek, kontrolü bırakmak, çalmayı ve ödün vermeyi bırakmak, sevgiyi ve onayı başkalarından değil, kendinden kendine verebilmek, gerektiğinde değişim için cesaretle adım atmak olduğunu anlayabilir misiniz? Özünüzle sözünüzün bir olmasına hazır mısınız? Kendinizden kaçmanızı sağlayan bahanelerinizi bırakmaya ve gerçek sorumlulukla tanışmaya hazır mısınız? Gerçek bir yaratıcı olmaya hazır mısınız?
Sevgilerimle,
Özlem Yavuz Gül
kendinedogru.com






